Skip to main content

Vakıflı’nın Asdvadzadzin’i

vakıflı asdvadzdzin
Görsel açıklaması: Talin Kartun arşivi. Yıl 1997-99

Ermeni Kilisesi’nin beş büyük bayramından biri olan Surp Asdvadzadzin, Türkçe adıyla Meryem Ana Yortusu, her yıl, 15 Ağustos’a en yakın pazar günü kutlanıyor. Kişisel bir yerden konuşacak olursam, Surp Haç’tan sonra beni çok da heyecanlandırmayan ikinci bayram aynı zamanda. Üzümle aramın olmamasından mıdır, Noel veya Paskalya’da olduğu kadar ziyafet verilmemesinden midir, bilmiyorum, Asdavdzadzin beni ne yukarıda saydıklarım, ne de yazın ortasında birbirimizi soğuk suyla ıslattığımız, referansı Nuh Tufanı olan Vartavar kadar heyecanlandırıyor. Yine de, kültürüm gereği, üzümün kutsandığı Asdvadzadzin’e kadar bu meyveyi tüketmem. Hoş, dediğim gibi, zaten tadını pek sevmediğim için, çok da benlik bir durum yok aslında. Paskalya öncesi, kırk gün boyunca hayvansal gıda tüketilmeyen Medz Bak’ı [Büyük Oruç] tutan Ermeni veganlar nasıl zorlanmıyorsa, Asdvadzadzin öncesi üzüm yememe konusu da benim için aynı benzerliği taşıyor.

 

Nüfusu her gün azalan, cenazelerin vaftiz sayılarını geçtiği Ermeni toplumu üyelerinin kiliseye gitmeleri için inançlı olmak gibi bir kriterleri yok. Bizim motivasyonumuz çok daha derinde; bir kültürü elimizden geldiğince koruma ve mümkün olduğunca yaşatma derdindeyiz. Kilise bahçeleri bizim için birer güvenli alan, orada tanrıya olduğu kadar birbirimize de sığınıyoruz.

 

Ermeni Apostolik Kilisesi, üzümü kutsadıktan sonra Eylül ayında Surp Haç Bayramı’nı kutlayarak 2026 yılı takvimini kutsal anlamda kapatacak. Doğal olarak, bayramlar en çok İstanbul’daki kiliselerde coşkuyla kutlanıyor. Artık, bir cemaat oluştuğu için, son yıllarda Diyarbakır’daki Surp Giragos Kilisesi’nde de kalabalıklar bir araya gelip, bayramlaşıyorlar.

 

İstanbul’da, başta Kumkapı’daki Patriklik Kilisesi olmak üzere Bakırköy, Eyüp, Beşiktaş, Ortaköy ve Yeniköy’deki kiliseler, isimlerini Surp Asdvadzadzin’den alıyorlar. Bugün, İstanbul dışında faaliyet gösteren kiliselerden yalnızca Antakya, Vakıflı Köy’deki kilise aynı ismi taşıyor. Annemin Vakıflılı olmasından ötürü çocukluğum köydeki bayramın nasıl kutlandığına yönelik hikâyeler duyarak geçti. Daha sonraları bizzat orada bulunarak, hikâyelerin neden bu denli heyecanlı anlatıldığına doğrudan şahit oldum.

 

Vakıflı’nın Asdvadzadzin’de popüler olmasına en büyük sebep, merhum Patrik Mersob II’ydi. Patrik Mutafyan, köydeki kilisenin yenilenmesine yönelik büyük bir çaba ve girişime vesile oldu ve restorasyondan sonra bizzat bayram ayinlerini yönetti.

 

Üzümle aram yok belki ama, pişirmesi yaklaşık 12 saat süren, bir önceki geceden başlayıp nöbetleşerek yapılan dev kazanlardaki Hirisi [Harisa, keşkek] konusunda olumsuz bir beyanım olduğunu hatırlamıyorum. Büyükler işin tabiri caizse hamallık kısmıyla uğraşırken, yazın sıcağında kazan etrafında ter dökerken, biz, yani şehirden gelen çocuklar, köyde, hele de kilise bahçesinde olduğumuz için, günün o saatinde dışarıda olup ebeveynlerimizden laf işitmediğimiz belki de tek anın tadını çıkartıyorduk. Anne-babalarımız bir yandan Hirisi ile uğraşıyor, bir yandan uyuya kalmamaları için sohbet ediyor, bizse başı kesik tavuk gibi oradan oraya koşturuyorduk. Bizim keyfimiz yerindeydi, onlarınkinden emin değilim. Dediğim gibi, inançtan ziyade bir kültürü koruma ve yaşatma motivasyonuydu onlarınki. Şimdi bizde olduğu gibi.

 

İstanbul’da, Fransa’da, Almanya’da, hatta Amerika, Avustralya gibi okyanus ötesinde yaşayan Musa Dağlılar Asdvadzadzin’i bahane ederek köye geliyor, hem uzun zamandır görmedikleri akrabalarıyla hasret gideriyor hem de -burada İstanbul’dan gelenleri bir kenara bırakıyorum- yıl boyunca yaşayamadıkları o bir arada olma duygusunu hatırlıyorlardı. Ben ise her yıl annemin yurtdışından gelen yeni bir akrabasıyla tanışıyor, sonraki yıla kalmadan kim olduklarını unutuyordum.

 

Köye dair en keskin hatırladıklarımdan biri, annemin halasının, kendi tabiriyle Hala Yaya’nın evi. Hayatımda yılandan korktuğumu da ilk o evde fark ettim, ilk kez bir damda siestayı da orada yaptım. Evin arka balkonunda oturup köy manzarasında kaybolmak, orada Musa Dağ direnişindeki hikâyeleri gözümün önüne getirmek, artık kimsenin yaşamadığını bildiğim, karşıda, yeşillikler içinde büyülü bir şekilde yan yana duran o iki eve bakmak, çocukluğuma, Vakıflı’ya, Hala Yaya’nın evine dair en romantik, hatta nostaljik hatıralarım.

 

6 Şubat depremlerinden sonra ilk kez büyük bir katılımın olacağı bu bayram, İstanbul’daki Vakıflı Köylüler Derneği’nin organizasyonuyla yeniden coşkuyla kutlanacak. Bugün öğrendim ki, mevcut Patrik Sahak II de bu yılki Asdvadzadzin bayramı için Vakıflı’da olacak.

 

Üzümseverler için son iki gün, hasret bitiyor. Surp Asdvadzadzin inançlılar için de, kültürlerini korumak adına ellerinden geleni yapanlar için de kutlu olsun.