Skip to main content

Piknik

narod piknik görsel

Bugün arşivde, Aram-Talin Kerovpyan’ın Yesayan Derneği’ne bağışladığı fotoğraflardan birine gözüm takıldı. Kocaman kocaman ağaçların gölgesinde oturmuş bir grup insan, upuzun, kalabalık bir masa... Yan tarafta küçük bir masa daha. Herhalde 25-30 kişi varlar. Fotoğrafın arkasında deniz olduğunu düşündüm; belki de ışık patladı ve bana öyle hissettirdi. Arşivden bulduğum bir fotoğraf bana hem ailemi hatırlattı hem de bu dernekte kurduğumuz, kuracağımız sofralar konusunda beni heyecanlandırdı.

Yesayan Derneği olarak önümüzdeki hafta pikniğe gidiyoruz. Arşivde karşıma çıkan bu fotoğraf, içimde o gün kuracağımız sofraya dair çocuksu bir heyecan uyandırdı. Şimdiden başladık orada olacak kişiler ve yemekler hakkında konuşmaya.

Biz eskiden ailece —ama öyle böyle bir ailece değil, tam anlamıyla ‘sülalece’— neredeyse 80-100 kişi pikniğe giderdik. Dedemler altı kardeşti, beşi aynı apartmanda altlı üstlü yaşardı. Piknik günleri apartmanın önünü bir heyecan kaplardı ki kelimelerle anlatamam. Çoluk çocuk, yaya-dede hem keyifle hem de “Bir şey unuttuk mu?” stresiyle yola çıkardık. Piknik alanına vardığımızda bir biz olurduk. Her masada bir aile oturur ama kimse yerinde durmazdı. Kahvaltı biter bitmez kahve içmek için bir başka masaya misafirliğe gidilir, bir köşede masa oyunu oynanır, iki kişi tavla oynarken büyükler çocuklara ip atlatırdı. Akşama doğru mutlaka bir voleybol maçı organize edilirdi. Ve tabii ki halay... Koca alanda sadece biz olduğumuz için, kimseden çekinmeden, özgürce, ayaklarımızı vura vura halay çekerdik.

O günlerden zihnimde kalan en güzel anı ise her pikniğin büyük mücadelesi: Mendil kapmaca. Koskoca sülale ikiye bölünürdü. Gözümün önünden hiç gitmeyen bir sahne var; dedem ve o yıl ailenin en küçüğü olan Kami’nin mendili kapmak için karşı karşıya geldiği an. Dedemin o günkü çocuksu gülüşü, koşuşu, oynayışı...

Zaman, bizim piknikleri de biraz eksiltti. Büyüdük. Sınavlar araya girdi, okullar bitti, hayat hepimizi bir yere savurdu. En acısı da o güzel masalara oturanlar birer birer gitti. Toplanamaz olduk artık. Hafta sonlarımız pikniklerle değil ya düğünlerle, vaftizlerle ya da maalesef cenazelerle doldu. İşte, arşivde karşıma çıkan o fotoğraf, beni sadece kendi ailemin o güzel geçmişine götürmedi; bana bir şeyi yeniden hatırlattı. Evet, eski masalar eksildi belki ama yeni sofralar kurmaya devam ediyoruz.