Skip to main content

Kültürel hafızayı korumak (1/2)

Hargav blog fotoğrafı

İnsan yalnızca yaşadığı an ile var olmaz; geçmişiyle, hatırladıklarıyla ve kendinden sonrakilere bıraktıklarıyla da yaşar. Toplumlar için de durum farklı değildir. Bir halkın dili, şarkıları, yemekleri, hikâyeleri, acıları ve sevinçleri; yani kuşaktan kuşağa aktarılan bütün ortak deneyimleri, kültürel hafızayı oluşturur. Kültürel hafıza, bir toplumun kendisini tanıma ve anlatma biçimidir. Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nasıl bir geçmiş taşıdığımızı anlamamızı sağlar.

Kültürel hafıza arşivlerde saklanan belgelerden çok daha fazlasıdır. Bazen bir yayanın (büyükannenin) anlattığı masalda, bazen terk edilmiş bir mahallede, bazen de artık konuşanı azalmış bir dilin içinde yaşar. Bir kilisenin çanı, eski bir dükkân tabelası veya aile albümündeki eskimiş bir fotoğraf, bir konser bileti, bir eleştiri yazısı da kültürel hafızanın bir parçasıdır. Çünkü hafıza, büyük tarih anlatılarının yanı sıra, gündelik hayatın küçük ayrıntılarında da saklanır.

Kültürel hafızanın korunması bu yüzden büyük önem taşıyor. Hafızasını kaybeden toplumlar, zamanla kimliklerini de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. Özellikle savaşlar, zorunlu göçler, asimilasyon politikaları ve modernleşmenin tektipleştirici etkisi, birçok kültürel mirası yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor.

Bugün dünyanın birçok yerinde azınlık toplulukları, yerel kültürler ve gelenekler yok olma tehdidi altında yaşıyor. Bu nedenle kültürel hafızayı korumak hem geçmişe duyulan nostaljik bir bağlılık hem geleceğe karşı bir sorumluluktur. Arşiv çalışmaları yapmak, sözlü tarih kayıtları tutmak, eski fotoğrafları dijitalleştirmek, eskisi kadar sık kullanılmayan dilleri öğretmek ve kültürel üretimleri desteklemek bu sorumluluğun parçalarıdır. Sanatçılar, gazeteciler, araştırmacılar ve sivil toplum örgütleri bu hafızanın yaşatılmasında önemli bir rol üstlenir.

Kültürel hafızanın korunması aynı zamanda toplumsal yüzleşme açısından da büyük öneme sahiptir. Hafıza, yalnızca güzel olanı değil, travmaları da taşır. Bu nedenle hatırlamak bazen zorlayıcı olsa da gereklidir. Çünkü unutmak çoğu zaman sessizliği, inkârı ve kaybı derinleştirir.

Dijital çağ, kültürel hafızanın korunması için yeni imkânlar sunsa da aynı zamanda hızlı bir unutma kültürünü de beraberinde getiriyor. Sürekli akan bilgi içinde derinlikli hatırlama giderek zorlaşıyor. Bu yüzden kültürel hafızayı korumak, belgeleri saklamanın ötesinde; onları canlı tutmak, anlatmak ve yeniden üretmek anlamına geliyor.

Sonuç olarak kültürel hafıza, bir toplumun ruhudur. İnsanları ortak bir geçmiş etrafında buluşturur, aidiyet hissi yaratır ve geleceğe dair bir köprü kurar. Hafızasını koruyan toplumlar, geçmişlerini olduğu kadar, gelecekte nasıl bir dünya kurmak istediklerini de korumuş olurlar.

Yesayan Derneği’nin üzerinde çalıştığı yeni projesi Hantes [Tören/Dergi], İstanbul’dan geleceğe, Batı Ermenicesinin açık belleğine ve Türkiye Ermeni toplumunun 100 yıllık kültürel geçmişine odaklanıyor. Avrupa Birliği tarafından desteklenen proje, Cumhuriyet’in kurulduğu 1923’ten 2023’e kadar; konserlerden tiyatroya, dans gösterilerinden sergilere kadar şehirdeki Ermeni kültürel hayatının izlerini sürüyor. Nor Or ve Baykar gazeteleri ile Kulis dergisinin yanı sıra Payline-Yetvart Tomasyan koleksiyonu ile Nurhan Baharyan koleksiyonu ve Arşag Yeğigyan koleksiyonu da bu çalışmanın kaynaklarını oluşturuyor. Ayrıca, bazı etkinliklerin veya belli dönemlerin tanıklarıyla yapılacak sözlü tarih görüşmeleriyle zenginleşecek olan projenin sonunda, süreli yayınlardan ve arşivlerden yapılacak taramalar sonucu elde edilen en az 200 etkinlik, dijital veritabanına aktarılacak ve böylece, bir toplumun asırlık kültürel hayatının önemli bir bölümü izleyiciye sunulacak.