Ermeni diasporası denince akla gelen ilk şehir Londra değildir. Özellikle Fransa, Kaliforniya ve Rusya diasporalarıyla karşılaştırınca, Londra'nın yaklaşık 10,000 Ermeni nüfusu, yanlarında mikroskobik kalıyor.
Fakat Londra'da dört yıl geçirmek, oradaki diasporayı tanımama ve asıl tanıdığım İstanbul diasporası ile karşılaştırmama, farklarımızı ve benzerliklerimizi öğrenmeme sebep oldu.
Birleşik Krallık'taki Ermeni toplumu, Kaliforniya'daki Ermeniler gibi Anadolu'daki ilk katliamlardan sonra kaçmayı başarabilenlerden oluşmaya başladı. Savaşlar ve katliamlar devam ettikçe, bu toplum da giderek büyüdü.
İlk farkı da burada gözlemleniyorum. İstanbul diasporası çoğunlukla homojenken, Londra diasporası oldukça çeşitli. İkinci veya üçüncü jenerasyon İngiltereli Ermenlier dışında, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, İran, Lübnan, Suriye, Kudüs, Ermenistan ve hatta Karabağ'dan Ermeniler ile tanışma ve konuşma fırsatım oldu.
Londra'nın Ermeni toplumu genelde Batı Londra'da Acton ve Brentford taraflarında yaşıyor, bir avuç ise kuzey İngiltere'de, Manchester'da. Başkentin iki Ermeni kilisesi, Aziz Sarkis ve Aziz Yeğişe, topluma her pazar ve özel günlerde bir buluşma noktası sağlıyor. Onun dışında iki büyük diaspora organizasyonları olan Armenian General Benevolent Union (AGBU) ve Armenian Institute arşiv, akademik ve sosyal etkinlikleri yürütüyor.
Her farkımızda bir benzerlik bulunuyor. Londra'da Ermeni sivil toplum kuruluşları daha etkin olabilir, fakat kilise hâlâ toplumu birleştirmekte önemli bir rol oynuyor. Dillerimizde de farklılık var. Bir kısım Batı Ermenicesi, bir kısım ise Doğu Ermenicesi konuşuyor; üstelik bu iki kesimin içinde onlarca farklı aksan ve dil bulunuyor. Fakat birlikte az da olsa vakit geçirdikten sonra bu bariyerler de son buluyor. Dilin farklarını birbirimizden öğrenmek, bizi ayırmaktan ziyade daha da birleştiriyor. Ermenistan'dan gelenler dışında, çoğu Ermeni'nin kökeni Anadolu'ya uzanıyor. Aile geçmişlerimiz de birbirinden farklı değil. Çoğu, bir kere bile olsa Türkiye'yi, Anadolu'yu, eski köylerini dünya gözü ile görmek istiyor. Fakat gerçek şu ki ya köyleri artık yok ya da Türkiye'ye gelmekten korkuyorlar. Benim nasıl yaşadığımı, bizim varlığımızı nasıl koruduğumuzu merak ediyorlar.
Trajediden doğmuş olda da diaspora, Ermenistan ve Ermeni toplumunun en değerli ve en zengin kaynağı. Hafıza, dil ve kimlik, aralarında her ne kadar fark bulundursalar da, günün sonunda bizi 'diaspora' kılan şeyler. Öğrendim ki, bırakın kiliseyi, paylaşabileceğimiz bir masa bile varsa, birbirimizi bulmakta ve sonra kaybetmemekte hiçbir sorun yaşamayacağız.