Skip to main content

Bilindik ama yabancı toprak

Erivan foto blog

Ermenistan denince pek çok kişinin aklına ilk olarak, büyük ihtimalle olumsuz şeyler gelir. Bu düşüncelere takip edilen haberler, Ermenistan’dan İstanbul’a çalışmak için gelenlerin bıraktığı kötü izlenimler, Sovyet döneminden hikâyeler veya sadece bilgisizlik sebebiyet vermiş olabilir. İstanbullu Ermeniler olarak, Ermenistan hakkında kısıtlı bilgiye sahibiz. Belki de bunun sebebi, geliştirdiğimiz bir savunma mekanizmasıdır. İçine kapanık, dışarıyla kısıtlı ilişki kuran, iç problemleriyle kaybolmuş küçük bir topluluk...

 

Her ne kadar ben de bu topluluğun bir parçası olsam da, içimde bir ses Ermenistan’a gitmem ve oradaki insanları tanımam gerektiğini söyleyip duruyordu. Bu sesi daha fazla baskılayamamış ve Ermenistan’a gitme kararı almıştım. Fakat bu turistik bir gezi olmayacaktı. Orayı gerçekten ve detaylıca tanımak istiyordum; bu nedenle lisans eğitimim için gittim. Tanıdık ama bilinmeyen topraklara ilk yolculuğum böylece başlamış oldu.

 

Zvartnots Havalimanı’na adımımı ilk attığımda içimi tarif edemediğim bir duygu kapladı. Senelerce susmayan o iç sesim sonunda Ermenistan’a vardığıma inanamıyordu. Mutluluk, heyecan, endişe ve adını koyamadığım birçok duygu aynı anda belirlemeye başladı; adeta duygular birbirlerine bağlanıp bir sele dönüşerek taşacak bir yer arıyordu ama nereye taşacağını şaşırmıştı. Pasaport kontrolüne geldiğimde kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Sıradan bir kontrol olmaktan çıkıp adeta farklı bir diyara geçişi sağlayacak bir eşik halini bürünmüştü. O kapıyı geçtiğimde kalbim artık rahat nefes alıyordu, ne de olsa yıllardır sürdürdüğü ısrarı sonunda bir gerçekliğe dönüşmüştü.

 

Yerevan şehir merkezine vardığımda hâlâ buraya geldiğime inanamıyordum, sanki rüyada gibiydim. Sokaklarda farklı bir diyardaymış gibi gezerken, o pembe dünyam insanlarla iletişime geçtiğim ilk anda kayboldu. İçimi bir anda korku, endişe ve kaybolmuşluk duygusu kapladı. Bunca yıldır buraya gelmek istemiştim. Bir anda ne oldu da tüm güzellikler aniden son buldu? Aslında güzellikler orada duruyorlardı, bir yere kaçtıkları yoktu, sadece onları algılamada bir kopukluk yaşamıştım. İnsanların söylediklerini anlayamıyordum, konuşmaları o kadar garip ve farklı geliyordu ki kendimi Ermenice bilmediğime ikna etmiştim. Ne yapacağını şaşırmış durumdaydım, sanki dünyam başıma yıkılmıştı.

 

Her ne kadar böylesine bir olumsuzlukla karşılaştıysam da çok kısa bir süre içerisinde oraya adapte olabildim. Doğu Ermenicesini artık anlamaya başlamıştım. Bu dilin, Batı Ermenicesinden bu denli farklı olmasına şaşırmıştım ama beni asıl şok eden, halkın İstanbul’daki Ermenilerden bihaber olmasıydı. Üniversitede, taksilerde, dükkânlarda, sokaklarda kiminle konuşsam, İstanbul’dan gelen bir Ermeni olduğuma inanamıyordu. Onlar bana şaşırırken ben de onlara şaşırıyordum. Konuştuğum herkes Balyan Ailesi’ni, Osmanlı dönemindeki İstanbullu Ermenileri biliyordu. Nasıl olur da bugünkü nüfus hakkında hiçbir fikirleri olmayabilir? O arada fark ettim ki soykırımdan kaçanların torunları, Türkiye’yle olan geçmiş bağlantılarına bir perde indirmiş ve hayatlarına devam etmişler.

 

Herkes ilk olarak, “Orada güvenli bir şekilde yaşayabiliyor musunuz?” diye soruyordu. Ben de onlara bazı sorunlar olmasına rağmen genel olarak güvenli bir hayatımızın olduğunu anlatıyordum. Bununla yetinmeyip okullarımızdan, kiliselerimizden ve hastanelerimizden bahsediyordum. Onlara İstanbul’daki Ermeni nüfusu hakkında bildiğim her şeyi anlattım; onlar da can kulağıyla dinlediler.

 

Aynı şekilde ben de onlara aklımdaki soruları sordum, ne de olsa Ermenistan’a gitme nedenim hem ülkeyi hem de oradaki toplumu iyice tanımaktı. Bu etkileşimlerim sırasında iki Ermeni toplumunun birbirleri hakkında ne kadar az şey bildiklerini fark ettim. Kendimce bunun nedenlerini bulmaya ve cevaplamaya çalıştım. Naçizane vardığım sonuç, İstanbullu Ermenilerin içlerine kapalı olması ve uluslararası arenada sesini diğer ülkelerde bulunan diasporalar kadar duyuramaması, Ermenistan’daki Ermenilerin Türkiye’ye yönelik önyargıları, onlara Ermenilerin Türkiye’de yaşayamayacaklarını düşündürmüş olması. 

 

İstanbullu bir Ermeni olarak, onlara, kendi dünyalarında kurdukları doğruların aslında gerçeği yansıtmadığını açıklamak istedim.

 

Orada geçirdiğim dört yıl boyunca elimden geldiğince, konuştuğum herkese Türkiye’den ve İstanbullu Ermenilerden bahsettim. Sonrasında fark ettim ki Ermenistan’daki halk bize dair yeni şeyler öğrenmeye çok istekli; akıllarındaki Türkiye görüşleri ise büyük oranda değişti.

 

Edindiğim bu deneyimle birlikte Ermenistan’daki halkın İstanbul Ermeni toplumu hakkındaki bilgisizlikleri beni üzse de, onların öğrenmeye açık olmaları ve karşı tarafı bilmeyenin tek ben olmadığını öğrenmek, biraz da olsa mutlu etti.